BİR ATSIZ OLABİLMEK

Turan fikriyatının öncülerinden olan Üstadı Rahmetle anıyoruz Türklük bilinç ve şuurunu Türk gençliğine ve Turan dünyasına tuttuğu ışık halen canlılığını korumaktadır. Günümüzde ATSIZ gibi üstatların çıkması umuduyla YAŞASIN IRKIMIN TURAN ÜLKÜSÜ DİYORUZ Ruhun Şad Mekânın Cennet Olsun Ey Büyük İnsan

0
358
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Hits: 37

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Türk Dünyasına Büyük hizmet ve atıfları olan Asker, yazar, fikir adamı, düşünür, öğretmen Hüse yin Nihal ATSIZ; ( D.T- 12 Ocak 1925-Ö.T–11 Ara lık 1975) aile biyografi sin den edinilen bilgilerde; Atsız’ın babası Gümüşhane’nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçi oğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon’un Kadı oğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey’in kızı Fatma Zehra Hanım’dır.[7] Çiftçi oğulları ailesinin tespit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmet Ağa’dır. Ahmet Ağa’nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa’nın çocukları Midi’den, Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinin Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa’nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir. Ahmet Ağa’nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 – 1894) ise 1850–1852 şıralarında Deniz eri olarak İstanbul’a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Donanma-yı Hümayun’da kalmış ve makine önyüzbaşılığına Çarkçı Kolağalığı’na terfi etmiştir. Hüseyin Ağa’nın eşi Emine Hayriye Hanım’dır. İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944). Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması’na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı’ndan emekli olmuştur.

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Turan fikrinin oluşumuna ilişkin olarak üstadın yükseköğrenim çağına gelip Askerî Tıbbiye’ye kaydol duğu çağlarda Türkçülük fikrinin etkisi altına girmeye başladığı, Merhum Ziya GÖKALP’IN cenaze töreninin yapıldığı gece Türkçülük fikrine karşı gelen Öğrencilerle kavga yaşaması ve Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya efendi adlı Teğmen’e selam vermediği gerekçesi ile 4 Mart 1925 tarihinde Askeri Tıbbiyeden çıkarılmıştır. Bu olaya müteakip Kabataş Erkek lisesinde yardımcı öğretmenlik yapan üstat ATSIZ ilerleyen yıllarda Mahmut şevket Paşa adlı vapurda kâtip muavini olarak çalışmıştır.

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Türkçülük ve Turan Fikriyatının gelişimi Üsta dın Üniversite yıllarında Ahmet Naci isimli arkadaşı ile birlikte Anadolu da Türk lere ait Yer isimleri adlı makalesini hazırlaması hocası olan Mehmet Fuat KÖPRÜLÜNÜN dikkatini çeker 1930 Yılında Edirneli Nazmi nin divanı üzerine Mezuniyet tezini yazarak Aynı yıl Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur. Mezuniyetine müteakip Hocası Mehmet Fuat KÖPRÜ’ lünün isteği üzerine aynı fakültede asistan olarak göreve başlamıştır. 15 Mayıs 1931 tarihinden 25 Eylül 1932 tarihine kadar Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ, Zeki Velidi TOGAN ve Abdulkadir İnan gibi tarih akademistlerinin de içerisinde bulunduğu Türkçü ve Köycü Dergi ile Cumhuriyet döneminde çığır açmışlardır.

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Üstat kendisini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını1932 Temmuzunda Ankara Birinci Türk Tarih kongresi esnasın da Prof. Dr Zeki Velidi TOGAN’ Dr. Reşit GALİP’İN yaptığı eleştiriler üzerine eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâilî Boratav’ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib‘e “Zeki Velîdî’nin talebesi olmakla iftihar ederiz” diyen bir protesto telgrafı çekmiştir. Bu telgraf üzerine de Reşid Galib’in tepkisini üzerine çekmiştir.19 Eylül 1932 de Reşit GALİP Maarif vekili olur ve Kısa bir süre sonra KÖPRÜLÜ’ NÜN dekanlıktan ayrılması üzerine yerine Ali Muzaffer bey atanmıştır. Reşit GALİB Atsız mecmuasının 17 sayısındaki Dârülfünun’un Kara, Daha Doğru Bir Tabirle, Yüz Kızartacak Listesi’ adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanı’na baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız’ın üniversite asistanlığına son vermiştir. Bunun üzerine ATSIZ üstat Edebiyat Fakültesi’nin Dekanı’nı Tokatlıyan Oteli’ndeki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. İleriki yıllarda Yazdığı ders kitapları dahi basımı durdurularak yasaklanmıştır İkinci Dünya Savaşı sürerken Türkiye’de komünist faaliyetlerin arttığını düşünen Atsız, Orhun’un Mart 1944’te yayınlanan 15. sayısında, daha önce 5 Ağustos 1942 tarihli meclis konuşmasında “Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir.” diyen devrin Başbakanı Şükrü Saracoğlu‘na hitaben bir açık mektup yayımladı.

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Atsız, Nisan 1944’te yayım lanan 16. sayıda, Şükrü Saracoğlu’na hitaben ikinci açık mektubunu yayımlaya rak Ahmed Cevat Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel‘in Marksist faaliyetlerde bulunduklarını ve Milli Eğitim Bakanı’nın “komünistleri kolladığını” ileri sürerek devrin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel‘i istifaya çağırdı Bu ikinci açık mektup, Türkçü çevreler içinde büyük bir galeyana sebep olarak başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok şehirde, antikomünist gösterilere yol açtı. Bunun üzerine Hasan Âli Yücel, 7 Nisan 1944’te Atsız’ın Boğaziçi Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenliğine son verdi.

NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI
NİHAL ATSIZ SÖZLERİ VE HAYATI

Orhun dergisi de Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatıldı. Sabahattin Ali’nin arkadaşı ve Atsız’ın da yakın arkadaşı olan Ankara Musiki Muallim Mektebi Müdürü Orhan Şaik Gökyay‘ın arabuluculuğuna rağmen dava açmak zorunda kaldı. Aleyhine dava açılan Atsız, trenle Ankara’ya gitmiş ve Türkçü gençler tarafından istasyonda karşılanarak bir otelde misafir edildi.

Hakaret davasının 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu olaylı geçti. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır. Davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Ali’ye “vatan haini” dediği için 6 aya mahkûm edilen Atsız’ın cezası hâkim tarafından “milli tahrik” gerekçesi ile 4 aya indirilmiş ve 4 aylık bu ceza da ertelenmiştir. Atsız, cezasının ertelenmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken tevkif edilmiştir.

       19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmaya başlanmışlardır. Aralarında Alparslan Türkeş gibi subay, üniversite profesörü, öğretmen, doktor ve üniversite öğrencilerinin de bulunduğu sanıklar, sorguya çekilmişler; Atsız dâhil sanıklar, daha sonra tabutluk diye adlandırılan hücrelerde işkence gördüklerini belirtmişlerdir. 7 Eylül 1944 günü yargılama başlamış, ‘Irkçılık-Turancılık davası‘ adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6 yıl 5 ay hapse mahkûm olmuştur.

      Atsız, bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararı esastan bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir. 5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (bu dava Kenan Öner-Hasan Âli Yücel davası adı ile tanınmıştır)[kaynak belirtilmeli], 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanmış ve 29 oturum devam eden mahkemede bütün sanıkların beraatına karar verilmiştir.[10][11] Bu dava ile ilgili Hayri Yıldırım tarafından 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası adında bir kitap yazılmıştır.

      Nisan 1947’den Temmuz 1949’a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1945-Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi’nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan “Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir” adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahsın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır. Atsız’ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu Millî Eğitim Bakanı olunca, Atsız’ı 25 Temmuz 1949’da Süleymaniye Kütüphanesi’ne “uzman” olarak tayin etmiştir.

      Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra 21 Eylül 1950’de Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliği’ne tayin olmuştur. 4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi’nde vermiş olduğu “Türkiye’nin Kurtuluşu” konulu bir konferans üzerine Cumhuriyet gazetesi, Atsız’ın aleyhine haberler yayımlamıştır. Hakkında bakanlık tarafından soruşturma açılan Atsız’ın konuşmasının bilimsel olduğu tespit edilmiştir. Fakat Atsız 13 Mayıs 1952 tarihinde Haydarpaşa Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden “muvakkat” kaydı ile alınarak yine Süleymaniye Kütüphânesi’ndeki görevine tayin edilmiştir.

     31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphânesi’nde çalışan Atsız’ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphânedeki memuriyet olmuştur. Atsız, 1950-1952 yıllarında yayımlanan haftalık Orkun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962’de kurulan Türkçüler Derneği’ nin genel başkanlığını üstlendi. 1964’ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.

     Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Gaziantep’e giderken bir işçinin kendisine “idareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar” sözlerine karşılık, “Türk topraklarında yaşayan herkes Türk’tür.” demiş; Atsız bunun üzerine, Ötüken’in Nisan 1967’de yayınlanan 40, sayısından itibaren “Konuşmalar, I” (Sayı 40), “Konuşmalar, II” (Sayı 41), “Konuşmalar, III” (Sayı 43), “Bağımsız Kürt Devleti Propagandası” (Sayı 43), “Doğu Mitinglerinde Perde Arkası” (Sayı 47) ve “Satılmışlar-Moskof Uşakları” (Sayı 48) adlarıyla yayınladığı seri makalelerinde, Marksistlerin Doğu bölgelerinde gizli çalışmalarda bulunduklarını iddia etmişti. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılmış fakat Atsız’a hiçbir suçlamada bulunulmamıştır.

     Ancak bu yazılar üzerine, Ankara sokaklarında Atsız aleyhine hazırlanmış, ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler dağıtılmış[kaynak belirtilmeli] ve aynı günlerde Adalet Partisi Diyarbakır senatörlerinden biri, Senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır. Hasan Dinçer’in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart (1971) muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir.

     Uzun duruşmalardan sonra mahkeme, Ötüken’in sahibi Atsızı ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Kayabek’i on beşer ay hapse mahkûm etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1’lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuştur. Fakat aynı mahkeme 2-1’lik kararda ısrar edince, Yargıtay kararı onaylamıştır. Atsız ve Mustafa KayabekTashih-i karar” isteğinde bulunmuşlar ancak bu istekleri mahkemece kabul edilmemiştir. Böylece mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.

    Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne yatan Atsıza, Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından “cezaevine konulamayacağı” kaydı bulunan rapor verilmiştir. Ancak 4 aylık bir rapor Adlî Tıp tarafından kabul edilmemiş ve “reviri olan cezaevinde kalabilir” şeklinde değiştirilmiştir.

     Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsızı evinden aldırarak Top taşı Cezaevi‘ne sevk etmiştir. 40 kişilik adi suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi‘ne nakledilmiştir.

Atsız, kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, üniversite hocaları ve öğrencilerinden oluşan bir grup Cumhurbaşkanı’na başvurup Atsızın affını istemiştir. Atsız, suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, kendi yetkisini kullanarak Atsızın cezasını affetmiştir. 22 Ocak 1974’te Bayrampaşa Cezaevi‘nden tahliye edilen Atsız, 1.5 yıllık cezasının 2.5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.

    Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir.13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı’nın ilk günü Kadıköy Osman ağa Camii’nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. (1)

    Turan fikriyatının öncülerinden olan Üstadı Rahmetle anıyoruz Türklük bilinç ve şuurunu Türk gençliğine ve Turan dünyasına tuttuğu ışık halen canlılığını korumaktadır. Günümüzde ATSIZ gibi üstatların çıkması umuduyla YAŞASIN IRKIMIN TURAN ÜLKÜSÜ DİYORUZ Ruhun Şad Mekânın Cennet Olsun Ey Büyük İnsan

KAYNAK; (1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Nihal_Ats%C4%B1z  SİTESİNDEN ALINAN BİLGİLERDEN FAYDALANIL MIŞTIR

CEVAP VER


*

WordPress Anti-Spam by WP-SpamShield